Tanklar, kaba bir tanım yapmak gerekirse, ağır zırhlı, ateş kabiliyetine ve paletleriyle arazide kolay bir şekilde yol alabilme yetilerine sahip araçlar olarak tanımlanabilir. Bununla beraber paletleri olan veya zırhlandırılmış her araca tank diyebilmemiz mümkün değil. Tanklar da ordular içerisinde bulunan diğer araçlar gibi kullanım amaçları bakımından farklı bir yere sahiptir.

TSK’nın tank hakkındaki tanımı:

“Tank; yüksek manevra kabiliyeti ve ateş gücüne sahip, komutanın vurucu gücü ve vazgeçilmez bir karar silahıdır. Tank birlikleri; diğer sınıf ve silahlarla koordineli olarak ateş, manevra ve darbe etkisinden faydalanmak suretiyle düşmana yaklaşır ve onu yok eder. Tank birlikleri aynı zamanda; ateş gücü, hareket yeteneği, zırh koruması, darbe etkisi özelliği ile her çeşit muharebede sürekli harekât olanak ve yeteneği sağlar.”

Şeklindedir

Jeremy Black ise Savaş ve Teknoloji adlı eserinde:

“Karayolu araçları arazi müsait olduğunda yolların dışına çıkabilirler. Bu yetenek intikal yeteneğine olağanüstü bir katkı yapar. Bu intikal yeteneği tanklarda ateş gücüyle bir araya gelmiştir. Bu silah yeni teknolojinin dönüştürücü karakterinin kilit bir örneği olarak hayal gücümüze yerleşir.”

İfadelerine yer vermiştir.

Peki günümüze gelene kadar tanklar ortaya nasıl çıktı, “tank” ismini nasıl aldılar ve gelişimleri nasıl oldu? Bunu anlatırken konuyu daha dar tutmak amacıyla modern tankların ataları olarak değerlendirebileceğimiz araçlardan bahsedeceğim. Yani en uzak I. Dünya Savaşı’na gitmiş olacağız. Daha önceki çağlarda tankların kullanıldığı amaca benzer araçlar kullanılmış olsa da bunlar günümüzde kullandığımız tank isminin kapsadığı; ateş gücü, mobilite ve zırh koruması maddelerini tam anlamıyla birleştirebilmiş değillerdir. Dolayısıyla konumuza modern anlamıyla tank adını almış araçları dahil ederek başlayacağım.

Tankların Doğuşu

Birinci Dünya Savaşı’nın kanlı, çamurlu, top atışlarından ay yüzeyine dönmüş, dikenli tellerle çevrili batı cephesindeki muharebe alanlarında savaş adeta bir çıkmaza girmiş durumdaydı. İtilaf tarafı da Alman tarafı da sıkışmış durumdaydı. Siper savaşları geçit vermez bir hale girmişti ve taraflar düşmanlarına karşı ilerleme kat edebilmek için büyük ve oldukça ölümcül toplu hücumlara kalkışıyordu. Bunun yanında dur durak bilmeksizin top atışları zayiat verilmesinde oldukça büyük bir rol oynuyordu. Ancak siper savaşları bu geçit vermez özelliğini kaybetmek üzereydi.

İngiliz Mark I tank (Erkek model)
İngiliz Mark I (Erkek model)

İlk defa Somme Çarpışmalarında İngilizler tarafından kullanılan, tankların büyük büyük babası/annesi diyebileceğimiz Mark I tankı kendini göstermiş oldu. Büyük bir gizlilikle üretilip cephe hattına taşınmaya çalışılan tanklar, gizli tutulması amacıyla ilk tasarımlarının benzetildiği su tanklarına binaen tank ismiyle adlandırıldı. Male (erkek) modellerinde top ve makineli tüfek, Female (dişi) modellerinde ise yalnızca makineli tüfek taşıyan Mark I tankları, tasarımı itibarıyla siperlerin üzerinden geçmek, makineli tüfek mevzilerini ezmek, dikenli telleri dağıtarak piyadeye destek olma amacı taşıyordu. Tankların ilk defa kullanımıyla düşman kuvvetlerinde uyandırdığı korku elbette bu aracı alt edebilmek için yollar aranmasına neden oldu. Fazla zaman geçmeden bu tankların zırhının top ateşine dayanıklı olmadığı keşfedildi ve gerek havan, gerek top atışlarıyla bu tankların üstesinden gelinmeye çalışıldı.

İngiliz Mark I tank (Dişi model)
İngiliz Mark I (Dişi model)
İngiliz tank mürettebatı tarafından kullanılan hasır çelikten kask
İngiliz tank mürettebatı tarafından kullanılan hasır çelikten kask

Gerçekten de bu tankların zırhları top atışlarını engellemek üzere tasarlanmamıştı. Asıl amaç makineli tüfek atışına karşı dayanması, ateş desteği sağlanması ve piyadelere bir koridor açılmasını sağlamaktı. Ancak tank bunlara rağmen mürettebatına tamamen güven sağlamıyordu hatta tank mürettebatı yüzlerini şarapnel parçalarından korunmaya yönelik örme çelikten siperlikler takıyordu. Bununla beraber muharebe sırasında pek çok tank arızalanması sebebiyle istenilen başarıyı elde edememiş, hatta bazı tanklar muharebe alanına dahi ulaşmayı başaramamıştı. Mark I tanklarının farklı modelleri de savaş boyunca geliştirildi. Çok zikredilmese de Mark I yanında daha hızlı ve piyadeye karşı daha etkili, yarma harekatlarında kendini kanıtlamış bir tasarım olarak İngiliz Whippet tankı da kayda değer başarılara imza atmıştır. Öteki tankların yerini almaktansa daha ağır tanklarla birlikte hareket etmek ve öncülük görevlerinde kullanılmaya yönelik tasarlanmış Whippet tankı, ağır Mark I tanklarına kıyasla daha hızlıydı ve yalnızca makineli tüfekler ile donatılmıştı. Adını da bir av köpeği cinsi olan “Whippet”ten almıştır.

İngiliz Whippet Tank
İngiliz Whippet Tankı
St. Chamond Tank
St. Chamond Tankı

İngilizler tank kullanımı üzerine çalışma yürüten tek devlet değildi. Savaştan önce zırhlı araçlara yönelik çalışmalar zaten yürütülüyordu ancak bu araçlar ordu envanterlerinde yer almamıştı. Batı cephesindeki çıkmaza girildikten sonra bunun bir mecburiyet olduğu gerçeği anlaşılmış oldu. Fransızlar da aynı şekilde piyadelere destek sağlaması amacı taşıyan tanklar geliştirmeye başladılar ve bu çalışmalar neticesinde Schneider CA-1 tankı ortaya çıkmış oldu. Tankta istenilen zırhın ağırlığı ve entegre edilmek istenen topun büyüklüğü tankın hareket kabiliyetinde sıkıntılar çıkartacağı için daha ufak ve hafif olan 75mm Blockhaus Schneider model topu tercih edilmiştir. Tankta ayrıca iki adet 8mm Hotchkiss M1914 makineli tüfeği bulunuyordu. Bu modelin ardından geliştirilen Saint-Chamond tankında ise sahip olunan ateş gücü arttırılmak istenmiş ve daha büyük bir 75mm top ve dört adet makineli tüfek kullanılmıştır. Tankın önüne yerleştirilen top paletlerden fazla önde kalıyordu. Bundan dolayı tankta denge problemlerinin yaşanmasının yanı sıra hendeklerin geçilmesi sırasında da saplanabiliyordu.

Fransız CA-1 tank
Fransız CA-1

Fransızların sahip olduğu her iki tank da sahip oldukları büyüklükleri ve taşıdıkları silahlar sebebiyle oldukça ağır ve hantal yapılara sahipti. Bu özellikleri nedeniyle Alman topçu ateşine kolay bir şekilde yem olabiliyorlardı. Keza İngiliz Mark I tankları da aynı kaderi taşıyordu. Renault’un üretmiş olduğu FT serisi, tankların dizaynı üzerinde büyük bir çığır açmış oldu ki kendinden sonra gelecek olan tankları da büyük ölçüde etkiledi. Öteki tanklara kıyasla çok daha ufak olan FT tanklarında Puteaux SA 1918 37mm veya 8mm Hotchkiss makineli tüfek kullanılıyordu. Bir sürücü ve bir nişancı tarafından idame ettirilen tankın manevra kabiliyeti oldukça yüksekti. Bu tanklar için daha sonra Amerika tarafından da sipariş verildi.

FT tankınında kullanılan Puteaux SA 1918 37mm
FT tankınında kullanılan Puteaux SA 1918 37mm

İtilaf devletlerinin bu zırhlı yapılanmasına Alman tarafı da cevapsız kalmadı. 57mm Maxim-Nordenfelt ana silahı ve altı adet 7.5mm Maxim makineli tüfek ile donatılmış A7V tankları tam olarak 18 kişilik bir mürettebat tarafından kullanılıyordu. Schneider’ın 6, Mark I tankının ise 8 kişilik mürettebatı göz önünde bulundurulduğunda bu rakam göze hayli fazla gelmektedir. Dönemin ezici çoğunluğunda olduğu gibi A7V tankı da oldukça büyük ve hantal bir tasarıma sahipti. Ancak Almanya’nın ham madde sıkıntısı çekmesi dolayısıyla bu tanklardan sadece 20 adet üretilebildi.

18 kişilik kalabalık bir mürettebat ile idame ettirilen Alman A7V tank
18 kişilik kalabalık bir mürettebat ile idame ettirilen Alman A7V tankı

Temmuz-Kasım 1918 arasında İngilizler ve biraz da Fransızlar ile Amerikalılar, Almanları yendikleri bir dizi saldırı başlatarak Eylül 1918’de Almanya’nın ana savunma sistemini aştı. Tanklar bu ilerleyiş esnasında ilk kez İngilizler tarafından Somme Çarpışmalarında 15 Eylül 1916’da ve Fransızlar tarafından bir sonraki nisan ayında kullanıldığı dönemdekinden daha önemli bir rol oynadı. İngilizlerin tankları topluca kullanması Almanları şaşırttı. 8 Ağustos 1918’de 450 kadar İngiliz tankı Amiens yakınlarındaki Alman hatlarını yardı. Tanklara makineli tüfeklerle ateş açıldı ama bir yararı olmadı. Almanlar da tank kullandı ama ne bu tankların sayısı İngiliz tankları kadar fazlaydı ne de İngilizler kadar etkin bir biçimde kullanılabildi. Yine de Almanya’nın savaşı kaybetmesine sebep olarak yalnızca tankları saymamız fazla iddialı bir yaklaşım olur. Sonuçta tanklar yenilmez değildi ve pek çok teknik aksaklıklar da meydana geliyordu. Almanya’nın yenilgisinde daha çok operasyonel-stratejik eksikliğin etkili olduğunu söyleyebilmemiz mümkün. Savaşın sonunda Almanya’nın ürettiği A7V tankları, kendi kaderini değiştiremedi ancak tankların hikayesi daha yeni başlıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından elde edilen bu yeni gücün nasıl kullanılması gerektiğine dair pek çok düşünce belirdi.

Jeremy Black’in Savaş ve Dünya eserinde belirttiği gibi:

“Askeri tarihte sık sık rastlanıldığı gibi, birleşik kuvvetler ile bunların etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak taktikler ile disiplin, salt teknolojik gelişmeden daha önemliydi”

İki Dünya savaşı arasında yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Birinci Dünya Savaşı ile tecrübe edildiği üzere tanklar piyade desteği olmaksızın oldukça zayıf kalıyorlardı. Bazıları tankların sadece sömürgeler üzerinde kullanılması gerektiğini savunsa da tanklar geniş ve değişken sömürge coğrafyalarına ayak uyduramadı. Günümüzde dahi her ülke kendi ihtiyaçlarına cevap veren tanklar arayışında iken geniş bir sömürge sahasına sahip emperyal devletlerin her coğrafya için farklı tanklar geliştirmesi pek mümkün görünmüyordu ki sömürgelerde tanklardansa zırhlı araçların kullanılması benimsenmiş oldu. Bununla birlikte tankların tek başına hareket ettiğinde ortaya çıkan savunma zafiyeti hala kendini koruyordu. Bunun için tankların öteki unsurlarla kombine şekilde kullanılması kabul görmüştür. I. Dünya Savaşı boyunca da tankların dağınık düzende ilerlemesindense toplu olarak kullanılmasının çok daha etkili olduğu gözlemlenmiştir.

Tankların Gelişimi

İkinci Dünya Savaşı tanklarını incelediğimiz zaman tankların tasarımlarında büyük bir gelişme olduğunu görebilmemiz mümkün. İkinci Dünya Savaşı esnasında tank savaşlarında hız, zırh, silah donanımı, dayanıklık ve üretim kolaylığı unsurları arasında zorlu bir dengesel hareket söz konusudur ve bu dengesel hareket daha dinamik ve zorlu bir kapsamda verimli bir şekilde değişme ve özellikle de karşı tarafın tank ve tanksavar alanında olan gelişmeler tarafından dayatılan etki-tepki döngülerine yanıt verme ihtiyacı çevresinde gerçekleşmiştir.

Sovyet KV-1 tankları Leningrad, Rusya'da bir geçit töreninde, 1 Mayıs 1942
Sovyet KV-1 tankları Leningrad, Rusya’da bir geçit töreninde, 1 Mayıs 1942

Savaş boyunca batı cephesi tanklarını karşılaştırdığımızda müttefik tarafından özellikle Amerikan Sherman M-4 ve Sovyet T-34 varyantlarının kolay üretim, onarım; ucuz işletme maliyeti özelliklerine sahipken karşılarında karmaşık donanımlara sahip, sık sık arıza yapabilen Alman tankları yer alıyordu. Nedendir bilinmez ancak sosyal medyada özellikle genç kesim tarafından Alman tankları daima rakiplerine nazaran zirvede olarak düşünülürken, 1941 yılına baktığımızda Sovyet KV-1 ve T-34 tankları Alman muadillerine kıyasla daha üstünlerdi. Aynı şekilde Fransızlar da savaş dışı kalmalarından önce SOMUA S35, Char B1 ağır tankı gibi başarılı tasarımlara imza atmıştı. Ancak doktrin yetersizliği nedeniyle Alman tanklarının karşısında varlık gösterememişlerdir. Britanya ve Amerikan tanklarına gelecek olursak, bu tanklar Alman tanklarına uzun bir süre yaklaşamadılar. Britanya Piyade Mark I, Matilda, Valentine, Crusader, Churchill ve Cromwell tankları zırh zafiyetinden ve ilk dördü yetersiz silah donanımlarından ötürü sıkıntı yaşadılar.

Roermond İsimli Hollanda kasabasında İngiliz Cromwell tankları
Roermond İsimli Hollanda kasabasında İngiliz Cromwell tankları

Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki tank serüvenine göz attığımız zaman karşımıza dramatik bir başlangıç çıkar. Versailles antlaşmasının maddeleri gereğince tank üretemeyen Almanya bu maddelerin tabiri yerinde olursa, kıyısında köşesinde dolanarak traktör adı altında tank üretme çabalarına girişmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda tankların ne kadar etkili kullanılabileceğini görüldükten sonra bu araçların kara savaşları için vazgeçilmez olduğu düşüncesi hakimdi. Almanya üretilen bu tanklarla, tank personeli eğitimlerini icra etmeyi, vakti geldiğinde hazır ve tecrübeli personele sahip olmayı amaçlıyordu. Daha sonra İsveç ve Sovyetler Birliği’nde geliştirilen bazı modeller ile kayda değer tecrübeler edinildi.

1934’te ilk Panzer I Wehrmacht’a teslim edildi. İki yıl sonra, Alman tank kuvvetleri Panzer II ve Panzer III modelleri ile genişletildi. Böylece Çekoslovakya, Polonya gibi komşu ülkelere karşı yeterli bir tank gücü elde edilmiş oldu. Panzer I ve Panzer II modelleri hafif tank görevi görüyorken Panzer III orta tank sınıfına mensuptu. Müttefik tanklarına kıyasla zırhı daha zayıftı ve ana silahı müttefik tanklarına karşı yeterli değildi. Buna rağmen hız, manevra yetenekleri ve radyo ile donatılmalarıyla bu açıklarını kapatma yetisi buldular. Fransa’nın işgali sırasında kullanılan bu tankların yanında başka bir orta sınıf tank olarak Panzer IV de yer alıyordu. Fransa muharebelerinde henüz fazla sayıda üretilmemiş olan Panzer IV, daha sonra tank birliklerinin bel kemiğini oluşturacak bir mertebeye ulaşacaktı. Panzer IV başta piyadelere destek amacı güdüyordu, tank-tank çatışmalarında ise Panzer III ana görevi yüklenir vaziyetteydi. Lakin Panzer IV, Panzer III’ün yetersiz kaldığının görülmesiyle daha uzun namlulu, yüksek hızlı anti-tank silahları ile donatıldı.

Almanların İkinci Dünya Savaşı sırasında zırhlı birlikleri kullanmasındaki başarısının nedenlerinin başında “Blitzkrieg” olarak adlandırılan yıldırım harbini de sayabilmemiz mümkündür. Bu yöntem ile Almanlar tanklarını topluca ve etkili bir şekilde kullanıyorlardı. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamadan önce bazı sıcak noktalarda devletler silahlarını test  edebilme fırsatı yakalamışlardır. İspanya İç Savaşı’nda kullanılan tanklar çoğunlukla Sovyet Rusya, Almanya, Fransa üretimleri olup, üreticiler buradan değerli tecrübeler elde etmişlerdir. Sovyet Rusya burada kullandığı BT serisi tanklarını daha sonra Japonya ile yaşadığı sınır çatışmalarında da kullanmış, anti-tank birlikleri ve yakın mesafedeki Molotof kokteylleri ile donatılmış Japon birliklerine karşı olan zayıflıklarını görmüş oldular.

Soldan sağa Sovyet tankları: A-8 (BT-7M), A-20, T-34 1940 model, T-34 1941 model
Soldan sağa Sovyet tankları: A-8 (BT-7M), A-20, T-34 1940 model, T-34 1941 model

Sovyet tank endüstrisinde ise başta T ve BT serileri olmak üzere iki farklı alanda tanklar geliştiriliyordu. T serisi tanklar (ilk modelleri hafif tank) piyade desteği üzerine yoğunlaşırken, hız ve ateş gücünden kısılan BT serisi tanklar adının da açılımı olan “Bystrokhodny Tank” (hızlı tank) dan anlaşılabileceği üzere daha çok yarma harekatlarına yoğunlaşan hızlı tank birlikleri teşkil etmek üzere tasarlanmıştı. T serisindeki tankların orta sınıfa giren modellerinde ise hem hız ve manevra hem de ateş gücü ve korumayı bir araya getirmek isteyen bir tasarım ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nda üretmiş olduğu en başarılı model olarak kabul edilen T-34 tankı ve KV-1 ağır tankı Almanların savaşı Rusya topraklarına taşıdığı sıradaki tank birliklerini oldukça zorlamıştı. Alman subaylarına “yenilmez” olarak rapor edilen bu tanklar kalın ve eğimli zırhları ile düşman mühimmatlarını sektirebilme yetisine sahipti.

Ele geçirilmiş Alman Tiger I tankı ile poz veren Amerikan askeri, Tunus yakınları, Kuzey Afrika, 1943 başları civarı
Ele geçirilmiş Alman Tiger I tankı ile poz veren Amerikan askeri, Tunus yakınları, Kuzey Afrika, 1943 başları civarı

Bu tankların Almanları etkilediği oldukça açıktır ki bu tanklara cevap vermek üzere Panther olarak bildiğimiz Panzer V ve Tiger olarak bildiğimiz Panzer VI tankları geliştirilecektir. T-34 etkisini Panther tankının eğimli zırhında hatta Panzer V için açılmış olan ihalede başka bir prototip model olan Daimler-Benz’in modeli T-34 modeline oldukça benziyordu. Reddedilen Daimler-Benz tasarımında gövdenin benzerliği yanında tank kulesinin de gövdenin ön kısmına yerleştirilmiş olması dikkat çekiciydi ancak bu yeni tankta “Alman kanı” görmek istenmesi nedeniyle MAN’ın tasarımı kabul görmüştür.

Aslında bu gelişmelere bakarak Nazi Almanya’sının üretmiş olduğu geç model efsanevi tanklarının yapılmasında Sovyetler Birliği’nin tank endüstrisindeki başarısını görebilmemiz gayet mümkün. T-34 tankını başarısı nedeniyle oldukça sevilmiş ve savaş süresince T-34/76 T-34/85 modelleri ile üretilmeye devam edilmiştir. Tarihin en büyük tank muharebelerinden biri olan Kursk muharebeleri sırasında yenilgiye uğramasına rağmen Sovyetlere ağır tank kayıplarına neden olan Alman tankları kaliteli olduğu kadar da yerine yenisinin koyulması zor tanklardı. Kesin Sovyet zaferi ile sonuçlanan muharebenin ardından Sovyetler Birliği kaybedilen tanklarının yerlerine yenilerini çok daha kolay bir şekilde koyabiliyordu, Sovyet tanklarının bakım kolaylığı da bunun cabası.

Batı Cephesindeki tanklara tekrar döndüğümüz zaman Fransa’nın özgürleştirilmesinin ardından Alman tanklarıyla tanışan müttefik tankları, kolay üretim, tamir ve ucuz işletme maliyetleri avantajlarına sahip olsa da Tiger ve Panther tanklarına karşı başarı elde edemiyorlardı. Bu ağır zırhlı rakiplere karşı geliştirilen Sherman Firefly Ordnance QF 17 pounder topu ile donatılmıştı ve APC, HVAP mühimmatları ile Tiger’ın zırhıyla baş edebiliyordu fakat aynı başarıyı Tiger II yani King Tiger’a karşı elde edemedi. Ne de olsa bu tanklar 88mm’lik KwK topları ile ve oldukça güçlü zırhları ile savaşta karşılaşılabilecek en zorlu rakiplerdi. Müttefik tarafında Amerikan Pershing; İngiliz Comet, Centurion gibi muharebe değeri daha yüksek tanklar geliştirildi ancak bu tanklar savaşın sonuna doğru yetiştiği için sahada fazla görünmediler.

Bulge Muharebelerinde Alman tankları Kursk’ta olduğu gibi müttefik tanklarına ağır kayıplar verdirmişlerdir. Ardenler taarruzunun Almanlar için üzücü kısmı harekatın başta başarılı ilerlerken daha sonra özellikle lojistik problemler nedeniyle elde edilen ivmenin kaybedilmesi olmuştur. Yakıt ikmalinin sağlanamaması nedeniyle pek çok Alman tankı terk edilmiştir, hatta Almanların batı cephesindeki tank kayıplarının kendi mürettebat tarafından terk ve imha edilmesinin yeri göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür.

Savaş’ın Pasifik Cephesi tanklarına ise pek değinilmez. Batı Cephesi’nde Almanlara karşı pek bir varlık gösteremeyen Amerikan orta ve hafif sınıf tankları Pasifik Cephesi’ndeki rakiplerine karşı oldukça iyi iş çıkarmışlardır. Buradan da anlayabileceğimiz gibi Japon tankları dönemine göre pek başarılı tasarımlar değillerdi. Tank üretimine ABD’nin savaşı Japonya’nın kendi topraklarına taşımasıyla daha fazla önem vermeye başlayan Japonya, Type 4 Chi-To, Type 3 Chi-Nu, Type 1 Chi-He gibi tanklar geliştirdi ancak bunların bir çoğu muharebe dahi görmedi. Tank üretimi hakkında Japonya ile benzer bir geçmişe sahip olan İtalya’nın durumu biraz daha vahimdi. Savaşın başında kullanılan L3/35 tanketleri oldukça zayıf bir zırha sahipti ve makineli tüfekler ile donatılmıştı. Afrika’da müttefik tanklarına cevap verme ihtiyacının duyulması ile daha güçlü tanklar elde etmek isteyen İtalya’nın en çok Fiat M serisi tankları ile öne çıktı -ya da çıkamadı-. İtalya’nın ürettiği tankları ne yazık ki hiçbir zaman müttefik tanklarına karşı koyabilecek değerde olamadı.

İkinci Dünya Savaşı’ndaki başka bir husus ise tanksavar silahlarıdır. Önemi biraz daha geç fark edilen tanksavar silahlarının savaşın başındaki yokluğu Nazi Almanya’sı tarafından büyük bir avantaja dönüştü. Özellikle Polonya’nın işgali sırasında Alman tankları büyük bir direnişle karşılaşmadı. Tanksavar silahlarına yönelik silahlar geliştirilmeler ilerleyen safhalarda savaşın iki tarafınca da ilerletildi. 1941-1943 yılları arasında Sovyet tanksavar topları Alman zırhlılarına hatrı sayılır kayıplar verdirdi. Amerikan Bazukası ve İngiliz PIAT silahlarının çukur imla hakkına sahip mühimmatlarına karşı bu mühimmatların zırhı delmesini sağlayan “jet etkisi”nin başarısını düşürmeye yönelik katmanlı zırh Almanlar tarafından kullanıldı. Almanların geliştirdiği PanzerSchreck ve Panzerfaust silahları da bir o kadar etkiliydi.

Tanklara karşı kullanılan silahlar piyadelerin kullanmış oldukları ile sınırlı değildi. Yakın hava desteği sağlayan tank avcısı İngiliz Typhoon uçağının 27kg ağırlığındaki zırh delici roketleri, Sovyet IL-2 Sturmovik uçaklarının HEAT bombacıkları ve yine bu uçakların kullandığı büyük kalibreli toplar, zaten tavan zırhları zayıf olan tanklara karşı büyük üstünlük sağladı. Öyle ki hava desteğinden sakınan Alman tankçıları, gece görüşü ile donatılmış tanklarıyla avlarına gece vakitlerinde saldırmayı tercih eder olmuştu.

Karada ise tank tipinde tank avcıları yer alıyordu. Amerikan M10 M18 ve M36 tank avcılarından yalnızca 90mm topu ile M36 tankı düşman tanklarına karşı varlık gösterebiliyordu. Sovyet tarafında ise ISU-122 ve ISU-152 gibi kulesiz tank avcıları mevcuttu. Alman tarafında da Panzerjäger, Jagdpanzer, Jadgtiger, Elefant/Ferdinand ve varyasyonları halinde tank destroyerleri üretilmiştir. Bunların farklı olarak SturmGeschütz (StuG) III yine kulesiz ancak daha çok piyadeye destek vermek üzere üretilmiştir. Savaşın ilerleyen yıllarında tanksavar mühimmatı kullanarak tanklara karşı da kullanılmıştır. Aynı şekilde bazı destroyerlerin de kundağı motorlu top olarak kullanıldığını görmek mümkündür.

Savaşın sonuna doğru yaklaşıldıkça devletler İkinci Dünya Savaşı için ağır tank sınıfına giren tanklar geliştirmeye devam etmiştir. Sovyet Rusya tarafından KV-2, IS tankı ve varyantları üretilmiştir. Bu Dünya Savaşı boyunca hafif, orta, ve ağır sınıflarına ayrılan tanklar Soğuk Savaş ve beraberinde MBT/AMT (Main Battle Tank/Ana Muharebe Tankı) olarak anılacak, ve  tanklar daha çok orta ile ana muharebe tankı olmak üzere sınıflandırılacaktır. Tank destroyerlerinin yerini ise gelişen teknoloji ile Dünya Savaşı’ndakinden daha ufak daha çok zırhlı muharebe araçlarına boyut olarak çok da büyük olmayan anti-tank silahlarının yerleştirilmesiyle oluşturulan tank avcıları ve ana muharebe tankları alacaktır.

Soğuk Savaş Tankları

Soğuk Savaş’ın adı her ne kadar “soğuk” olsa ve direkt olarak Sovyet Rusya ve Batı Bloğu arasında sıcak çatışmalar gerçekleşmemişse de, bu dönemde oldukça çekişmeli Batı/Doğu Bloğu çatışmaları yaşanmıştır. Çatışmalar Dünyanın pek çok yerinde ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle ortaya çıkan sıcak çatışmalarla kendini göstermiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın iki büyük galip devleti olan ABD ve SSCB arasında yaşanan rekabet kurulan NATO ve Varşova Paktları ile çok daha geniş coğrafyalara taşınmış oldu. Bu rekabet tabi ki konumuz olan tankları da etkiledi.

1960 yılında NATO ve Varşova Paktı üyeleri
1960 yılında NATO ve Varşova Paktı üyeleri

İkinci Dünya Savaşı’nın ABD tarafından Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan “Fat Man” ve “Little Boy” atom bombalarıyla bitirilmesi iki rakip gücün de silahlanmaya nükleer silahlar ile devam etmesine neden oldu. Kullanılmasının ardından nükleer silahlanma ile ne denli güç elde edilebileceğinin farkında olunmasıyla beraber bu silahların ne kadar yıkıcı etkiye sahip olduğu da gözler önüne serilmiştir. Bu nükleer silahlanma tank tasarımlarını da etkileyecek ve günümüze kadar yapılan tankların büyük çoğunluğunda özellikle modern tanklarda KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer) tehditlere karşı korumalı sistemler kullanılmasına neden olacaktır.

Enewetak Mercan Adaları üzerinde gerçekleştirilen termonükleer silah testi, 1 Kasım 1952
Enewetak Mercan Adaları üzerinde gerçekleştirilen termonükleer silah testi, 1 Kasım 1952

Gelişen teknoloji ile tanklarda elektronik sistemlerin kullanımında sürekli olarak bir artış yaşanmıştır. Hareket halindeyken isabetli nişan alarak ateş edebilme yeteneği, hareket yeteneği korunduğu ve savunmasızlık azaltıldığı sürece kilit önemdeki bir yetenekti ve bu gelişme ancak 1950’ler ve 1960’lardaki kompleks stabilize silah sistemlerinin, hızlı dönen taretlerin ve iyi hedefleme sistemlerinin gelişiminden sonra söz konusu olabildi. İkmal sıkıntılarını da çözebilmek için 1945 sonrasında çeşitli yakıtları yakabilen motorlar geliştirildi. Böylece tanklar her türlü yakıt ile çalışabilecekti ancak bu da beraberinde daha karmaşık sistemler ve daha pahalı işletim/bakım maliyetleri getiriyordu.

Dünya savaşının ardından Sovyet Rusya tank geliştirme çalışmalarına ara vermedi ve yarışa Batı Bloğundan üstün tanklar geliştirerek başladı. ABD’nin nükleer savaş ile tankların önemini yitirdiği düşüncesine girmesi tank üretiminde bir duraksamaya girmelerine neden oldu. Ancak 1950’de ortaya çıkan Kore Savaşı ile tankların gerekliliği tekrar ortaya çıkmış oldu. Yıkıcı etkisi ve geniş yayılımından dolayı dar alanlarda nükleer silah kullanımının tehlikeli olmasının yanı sıra rakibi olduğu SSCB’nin de nükleer silahlara sahip olması konvansiyonel silahlara yönelik ihtiyacı meydana çıkardı.

Daha yeni teknolojilere sahip olan Sovyet tanklarına karşı ABD tarafında başlangıçta M4 Sherman ve Pershing tanklarının yerini alması üzerine tasarlanan M48 tankları üretildi. Soğuk Savaş süresince M serisi tankların geliştirilmesi ve üretimi devam etti. Bunlardan en çok üretilenleri M48 ve M60 tankları oldu. Vietnam Savaşı ile tanınan M551 Sheridan da uzun yıllar Amerikan ordusunda hizmet veren tanklardan birisi oldu. Avrupa’daki Sovyet tehdidine karşı Batı Almanya ordusu yani Bundeswehr Amerikan tankları ile silahlandırıldı.

Avrupa’nın doğu perdesinde T-54 ve T-55 tankları düşük silüetleri, 100mm topları ile dönemine göre Batı bloğunu oldukça ürküten tanklardı. Batı Almanya’ya verilen Amerikan tanklarının 90mm ana silahları ve teknolojik imkanlarının yetersiz görülmesi nedeniyle Almanlar tarafından geliştirilen 105mm topa  sahip Leopard 1 tankı oldukça başarılı bir tasarım olarak kabul edildi. Birleşik Krallık da tank serüvenine devam ediyordu. Sovyet tehdidine karşı koyabilmek için 120mm topa sahip FV214 Conqueror, Chieftain, Centurion tankları geliştirildi. Bunlardan Centurion tankı’nın Yom Kippur Savaşı’ndaki başarısına daha sonra da değineceğiz. Fransa’da ise AMX serisinde olmak üzere farklı tanklar üretildi.

Soğuk Savaş tankları ağır tank sınıfına kıyasla daha hafif ancak etkili zırhları, kuvvetli topları, yüksek manevra yetenekleri ile orta sınıfa mensup tanklar gibi olmaları, ancak görev yüklerinin daha da genişlemesiyle ana muharebe tankı kavramını ortaya çıkartmıştır. Ayrıca tanklar nesillere ayrılmıştır.

Tankların nesillere ayrılması. (kaynak TW:Kampfwagenkanon)
Tankların nesillere ayrılması. (kaynak TW:Kampfwagenkanon)

Doğu ve Batı tanklarının en sürüncemeli çarpışmaları Orta Doğu’da İsrail ve Arap devletleri arasında gerçekleşmiştir. İbretlik diyebileceğimiz Arap-İsrail çatışmalarından tank muharebeleri hakkında çıkartabilecek pek çok ders vardır ancak nedense ders çıkartanın galip taraf olan İsrail olması da bir o kadar ilgi çekicidir. 5-10 Haziran 1967 tarihlerinde yaşanan Altı Gün Savaşı’nda İsrail tarafından M51 Isherman (ya da Super Sherman), Centurion, patton ve AMX-13 tankları; Mısır, Suriye, Ürdün, Irak tarafından ise T-34/85; Mısır tarafından PT-76, T-54/55, IS-3 tankları kullanıldı. Bunun yanında Ürdün M48 Patton tankları da kullandı. Altı Gün Savaşı boyunca yaşanan muharebelerde İsrail galip geldi ve Arap devletleri ağır tank kayıpları verdi.

Araplar ve İsrail arasında 6-26 Ekim 1973 tarihlerinde yaşanan bir başka çatışma olan Yom Kippur Savaşı tankların büyük roller üstlendiği bir başka savaştır. Arap devletlerinde T-54/55, T-62 tankları dikkati çekiyorken İsrail’de Super Sherman, İsrail modernizasyonundan geçmiş Centurion ya da yeni adıyla Sho’t, M48 ve M60 Magach tankları bulunuyordu. Sovyet tanklarının kolay kullanımı, kısa eğitim, bakım-onarım kolaylığı, güçlü topları, daha geniş harekat yarıçapı taktik ve operasyonel avantaj sağlıyordu. Gece görüş sisteminin tanklara tamamen entegre olması da başka bir artıydı. Bunun yanında tankın tasarımından dolayı ortaya çıkan dar iç yapısı mürettebat için bunaltıcı bir ortam oluşturuyordu. Yanal zırhların zayıflığı ve Avrupa düzlükleri için tasarlanan bu tankın topunun sınırlı düşürme açısı Golan Tepeleri’nde Araplara büyük sıkıntılar yaşatacaktı.

gecmisten-gunumuze-tank-gelisimi-16

“Hull-down” yani gömülü gövde pozisyonuna geçemeyen Sovyet tanklarının aksine Centurion tankları bunu yapabiliyor ve rakibine karşı oldukça ufak bir hedef gösterebiliyordu. Tank-tank muharebelerinde böyle bir üstünlük kazanmasına rağmen İsrail tanksavar toplarına yatırım yapmamış, Sovyetlerin yeni yerden yere Sagger füzelerine cevap verememişti. Bu yeni tanksavar teknolojisi İsrail zırhlılarının canını yaktı diyebiliriz ancak yine de bu İsrail’in zafer kazanmasına engel olamadı. Zayıf topçu ve piyade desteğine sahip olmasının yanında daha deneyimsiz tank mürettebatlarına sahip Arapların karşısında tecrübeli bir İsrail ordusu yer alıyordu. Savaşta  Mısır ve Suriye yaklaşık 2250, İsrail ise 840 tank kaybetmişti. Sovyet yardımı Arap tanklarının yüksek teknoloji ile donatılmış olmasına rağmen Sovyet operasyonel sanatının hatalı kullanımı bu sonucun kaçınılmaz olmasına neden olmuştur. Ne de olsa kontrolsüz güç, güç değildir.

Rus yapımı güdümlü Sagger tanksavar silahı (history.net)
Rus yapımı güdümlü Sagger tanksavar silahı (history.net)

1970’lerin sonuna doğru Amerika ve Almanya’nın ortak tank üretme projesinin terk edilmesi dolayısıyla iki ülke de Dünyanın en ünlülerinden olacak tanklarını geliştirdiler. 1979’da Almanların Leopard 2’yi üretmesi ile tankların tarihinde önemli bir kilometre taşı konulmuş oldu. Zırh koruması, atış kontrol ve stabilizasyon sistemleri, ateş gücü ile hala pek çok ülkede aktif olarak kullanılan neredeyse sanat eseri diyebileceğimiz Leopard 2 kendinden ne kadar söz ettirse de muharebe sahalarında görebildiğimiz bir tank olmadı. Yalnızca TSK tarafından sınır güvenlik operasyonlarında kullanılan Leopard 2A4 çatışmalarda aktif olarak kullanılmış olsa da kendisi düzenli bir ordu ile karşılaşmış değil. Amerikan M1 Abrams tankı ise bozulmuş olan ortak tank üretme projesinin diğer bir meyvesi oldu. Leopard 2 gibi pek çok teknolojiyi ve özellikle zırh yeniliğini bünyesinde barındıran Abrams, özellikle yüksek muharebe ağırlığı gibi bazı dezavantajlara sahip olsa da Leopard 2’nin aksine muharebe sahasına aşina bir tank olmuştur. Abrams tankına bir sonraki bölümümüzde değineceğiz.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne mensup Leopard 2A4 tankları
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup Leopard 2A4 tankları

Modern Tanklar ve Tankların Asimetrik Harple İmtihanı

T-55 tank mühimmat taşıdığı kulesinden vurulmasıyla yüksek bir güçle infilak edebiliyordu
T-55 tankı mühimmat taşıdığı kulesinden vurulmasıyla yüksek bir güçle infilak edebiliyordu

Modern tanklar olarak bahsedeceğimiz araçlar genellikle Soğuk Savaş döneminde üretilmiş tankların daha üst modelleri olacak. 1991’deki Körfez Savaşı’nda Irak tankları hem teknik olarak zayıftılar hem de kötü kullanıldılar. Iraklılar, tanklarını, onları uçak ve tankların hedefleri olmaktan koruyacağına inanarak gömdüler ancak onlar akıllı bombaların ve güncel tank topu teknolojilerinin, hem de sadece taretleri görünür haldeyken bile, ilk vuruşta yüksek oranda yok etme yeteneklerini anlayamamışlardı. 2003 yılındaki Körfez Savaşı’nda hava saldırılarıyla imha edilemeyen Irak’ın Sovyet yapımı T-55 ve T-72’ler Amerikan M1A1 tankına karşı koyamamışlardı.

Sovyet T-72, Worthington Tank Müzesi
Sovyet T-72, Worthington Tank Müzesi
Amerikan M1 Abrams tankı
Amerikan M1 Abrams tankı

Körfez Savaşı’nda Abrams ve Challenger tanklarında kullanılan Chobham zırhı’da bahsedilmeye değer bir zırh teknolojisidir. Hem çukur imla hakkı o mühimmatlara hem de kinetik enerjili başlıklara karşı yüksek koruma sağlayabilen Chobham zırhı hakkında çok bir bilgi sahibi olunamasa da pek çok enerji absorbe edebilme yeteneğine sahip olan materyalin yüksek ısı ve baskı ile yoğunlaştırılarak kullanıldığı düşünülmektedir. 1991 Körfez Savaşı’nda hiç Challenger kaybı verilmeden 300 düşman tankının imha edilmesi, kendisinin ne denli başarılı bir tank olduğunu anlayabilmemize yardımcı olacaktır. Tankın kule ve gövde zırhlarının ön yüzündeki eğimi de oldukça iyi verilmiştir. Challenger hakkında söylenebilecek nadir olumsuz özelliklerden birisi daha yavaş ve sabit atışlar yapılması için yapılmış olan atış kontrol sistemi olmuştur. Ne var ki bu eksiklik Challenger 2 ile telafi edilecektir.

İngiliz Challenger 2 tank
İngiliz Challenger 2 tankı

M1A1 tankı ise daha sonra M1A2 versiyonuna yükseltilmiştir. A2 modernizasyonu ile tanka son teknoloji dijital sistemler, termal görüş sistemleri, geliştirilmiş navigasyon eklenmiştir. M1A2 SEP (System Enhancement Package/Sistem Geliştirme Paketi) ile Abrams tankları daha da yüksek bir teknolojik donanıma kavuşturulmuştur. Ancak Abrams’ın en zorlu günleri kendisi için meskûn mahallerde kullanılmaya yönelik geliştirilen TUSK (Tank Urban Survival Kit) modernizasyonunun yapılma sebebiyle tanışmasıyla başladı. Asimetrik harp sahası dediğimiz bu kavram yeni sayılmasa da gelişen teknoloji ve yeni tanksavar silahlarının kullanım şekillerinin zırhlı birliklere büyük güçlükler yaşatması ve tankların yeni bir çağa girmesine sebep olacaktı.

Sovyet ZSU-23-4 "Shilka"
Sovyet ZSU-23-4 “Shilka”

Gerilla savaşını en acı şekilde tecrübe eden ülkelerden birisi Rusya oldu. Çeçen Savaşı’nda karşılarındaki büyük ve düzenli ordunun karşısına çıkmaktansa kentler içerisinde çatışmayı tercih eden Çeçen militanları oldukça efektif çözümler üretmişlerdi. Şehir içerisine sokulan tanklara karşı binaların üst katlarından tanksavar silahları ile ateş açılmasıyla hem tankın en zayıf zırhının bulunduğu üst tarafı kolayca delinebiliyor hem de toplarını yeteri kadar yükseğe kaldıramayan tanklardan korunmuş oluyorlardı. Konvoyun başındaki ve sonundaki araçların imha edilerek aradaki araçların sıkıştırılması da cabasıydı. Rusya’nın ilerleyen zamanlarda buna cevap verebilmek için ZSU-23-4 “Shilka” uçaksavar silahını kullandı ve etkili de oldu. Namlunun yeterince yukarı kaldırılabilmesinin yanında kullandığı mühimmatların bina duvarlarını delebilecek kuvvette olması kısa vadede işe yarar bir çözümdü. Yalnız bu Birinci Çeçen Savaşı’nın kaybedilmesini önleyemedi.

gecmisten-gunumuze-tank-gelisimi-24
TUSK modernizasyonundan geçmiş bir Abrams tankı

Abrams tanklarının Irak’ta yaşadıkları da pek farklı değildi. Tank-tank çatışmalarının şehir içine taşınması beraberinde bir çok tehlikeyi getiriyordu. Bazı mühimmatların istenilen etkiyi sağlayabilmesi için hedeften belli bir uzaklıkta olması gerekir. Şehir içi çatışmalarda ise köşe başlarında bir tankla karşılaşabilme ihtimali bunu olumsuz yönde etkiliyordu.  Tank muharebelerinin yanında daha zorlu olan meskûn mahal operasyonları zırhlılar için tam olarak bir baş ağrısıydı. Abrams tankına yönelik TUSK modernizasyonunun amacı da buna yönelik oldu. Tankın etrafına reaktif ve kafes zırhlar eklenerek özellikle tandem başlıklı mühimmatların etkisi azaltılmak isteniyordu. Ayrıca mürettebat için daha geniş görüş sistemleri eklenmişti. Bu modernizasyonun zaten ağır olan Abrams tankını daha da ağırlaştırdığını da belirtmek gerekir.

Gerilla savaşından nasibini alan başka bir ülke de İsrail oldu. Lübnan’da 2006 yılında Hizbullah’ın mayınları ve onun Sovyet tanksavar füzeleri o zamana kadar İsrailin karadaki rakipleri üzerinde kilit önemde bir yetenek avantajı görülmüş olan ağır Merkava tankı formundaki İsrail zırhlı ilerleyişine karşı koymuştur. Ayrıca, tanksavar füzelerinin gelişiminde de bir iyileşme söz konusudur. Diğer teknolojik gelişmeler gibi bu ilerleme de var olan tiplerde olan iyileşmeler şeklinde olduğu kadar yeni tiplerin kullanıma sokulması şeklinde de olabiliyordu. Böylece, kablo güdümlü füzelerde, 1963’de tanıtılan Sovyet Sagger modelden daha yüksek isabet oranına sahip Sovyet Metis-M’ye kadar (1978) iyileşmeler gerçekleşmişti. Rus Kornet-E (1994) gibi lazer güdümlü tanksavar füzeler de bunlara eklenmiştir.

Yom Kippur Savaşı ucuz kolay imal edilen tanksavar ve uçaksavar silahlarının verimliliğinin anımsatıcısıdır. Füzeler sayesinde, tanklar artan bir şekilde özellikle de meskûn mahalde olmak üzere yakın çatışmalarda artan bir şekilde savunmasız kalmaya başladılar. Ayrıca kayıplar ve hatta bakım onarım halinde harcanmış olan kaynak maliyeti ve iş gücü gereksiz bir yük olarak belirmişti. Bununla beraber, tanksavar silahlarına karşı savunmasızlığı azaltacak özellikle de zırhlardaki füzeyle vurulmaya karşı yapılan geliştirmeler ve frekans karıştırıcı cihazlar şeklinde girişimler söz konusu olmuştur. Her iki yönde de önemli gelişmeler kaydedilmiştir; örneğin, kompozit zırh kullanımı ve delici mermilerin delmesine izin vermeden onların çarpma anında patlamasına yol açan reaktif zırhlar bunlar arasındadır. Modern kompozit zırhlar tankları diğer tanklar ve yerden ateşlenen tanksavar silahlardan emsali görülmemiş şekilde korumaya başladılar.

Ancak tankların hava kuvvetlerine karşı zayıflıkları İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana devam etmektedir. Vietnam Savaşı’nda helikopterlerden ateşlenen kablo güdümlü füzeler ile düşman tankları imha edilirken günümüzde bu görevi yakın hava desteği sağlayan uçaklar ve helikopterler sağlamaktadır. Amerikan A-10 Thunderbolt II ya da Warthog 30mm’lik topu ile tam bir tank katili olarak anılacaktır.

A-10 Thunderbolt II ve M1 Abrams Tankı
A-10 Thunderbolt II ve M1 Abrams Tankı

Ordu dışındakiler açısından günümüzün zırhının gerçek verimliliği, zırhın performansı (ve aslında yapısı da) gizli tutulduğundan dolayı bir spekülasyon konusudur. Korunma konusunda yaşanan bu süreç, ağırlık ve maliyet gibi diğer özellikleri de büyük oranda etkilemektedir ve ortada hala ciddi savunma problemleri söz konusudur. Tank imha olmaktan kaçınabilse bile onarımı için ciddi maliyetler gerekecektir. Sahip olunduğu takdirde büyük giderleri de beraberinde getiren tanklar her şeye rağmen hala kullanılmaktadır. Yapısı gereği meskûn mahal operasyonlarına uygun olmamasına rağmen ihtiyaçlar doğrultusunda tanklar bu operasyonlara uygun hale getirilmeye çalışılabiliyor. İsrail’in Merkava tankı bu çabanın en bariz örneklerinden biridir. Mk 1’den Mk 4’e kadar gelişimini net bir şekilde görebildiğimiz Merkava’nın yanında modernizasyonunu yine İsrail’e yaptırdığımız M60T tanklarımız da bunun bir örneğidir. Yükselen tanksavar tehdidine karşı günümüzde aktif koruma sistemleri de geliştirilmekte ve mühimmata karşı mühimmat ateşlenerek zırha temas etmeden yok edilmesi amaçlanmaktadır.

Bugün Dünya’da tankların artık modern harp sahasına uyum sağlayamayacak araçlar olduğu ve tam aksine tankların vazgeçilmez araçlar olduğu ve daima var olacağı görüşleri çatışmaktadır. Tanklar cidden gerekli midir yoksa değil midir? Kim bilir belki gelecekte sahip olduğu ateş gücüne rağmen zırhının delinmesi durumunda bir bombaya dönüşen bu tasarımın ne kadar gereksiz olduğu konuşulacak belki de tankın daha da vazgeçilmez hale geleceği tasarımların üretilmesiyle karşılaşacağız. Elbette sonunda tankın kaderini bu yazımızda anlatmaya çalıştığımız gibi  yaşananlardan öğrenerek göreceğiz.

TSK Tank envanterini incelediğimiz yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynakça: